17 Ekim 2012 Çarşamba

DAVETE İCABET


Karşı konulması oldukça güç bir çağrıydı, daveti ikiletmeyecektim. Gerçi çağrılı olmanın avantajlarına sahip olmamak bir parça can sıkıcıydı ama yine de böyle bir davet, her gün alabileceğiniz türden değildi. Kendimi şanslı hissediyordum, çağrılmayı yıllardır kıskançlıkla beklediğim bir yer, artık kapılarını, şartlı da olsa açmış beni bekliyordu.

O güne özenle hazırlandım. Önce evimi hızlı hızlı, sonra kendimi usul usul temizledim. Sıcak suyun altında mırıl mırıl mırıldanarak şarkılar söyledim. Saçlarımı üç kez değişik biçimde kurutup, beğenmeyerek bildik şeklinde taradım. Davet edildiğimde saçım farklı değildi ki, diye düşünerek kendimi rahatlattım. Bedenime kokular sürdüm, yüzümü hiç boyamadım. Epeydir giymediğim çiçekli elbisemin ütüye ihtiyaç duyup duymadığını kontrol ettim, biraz zayıflamış olmalıyım ki, üzerimde eskisinden de dökümlü duruyordu. Bu beni biraz endişelendirdiyse de aldırmamaya kararlıydım. Her şeyden önemli olan çağrılı olmaktı. Daha sonra, keşke topuklu olanları giyseydim, diye hayıflanacağımı bile bile, siyah renkte olan, topuksuz ayakkabılarımı giydim. Ceketimi alıp çıkarken kendimi kıpır kıpır bir heyecanla oynaşırken yakaladım. Kapıyı kilitlerken, süründüğüm parfümün ağırlaşmış kokusu burnuma çarpıp, beni telaşlandırdı. Dönüp yeniden yıkansam mı acaba, diye düşünmeye bile zamanım olmadığını fark edince, rüzgârın kokumu alıp götürmesini dilemekten başka çarem olmadığını kabul etmek zorunda kaldım.

Apartmandan çıkıp, sokaktan aşağıya doğru yürüdüm… Caddede bir taksi durdurdum, şoförün yüzünü buruşturarak nereye gideceğimi sorması, parfüm sorununu hatırlamama neden oldu. Çok sürmüşüm işte, çok. Fena halde sıkıldım bu duruma, ama yapacak bir şey de yoktu. Yol boyunca heyecanımı bastırmaya çabalayarak, trafik yüzünden ağır ilerleyen takside oturup, geçtiğimiz sokaklara baktım. Sokaklarda yürümekte olan kaç insanın, şu an benim kadar şanslı olabileceğini düşünerek rahatlamaya çalıştım ama bu çabanın kötücül bir yanı olduğunu kendime söylemeyi erteleyecektim. An bu itirafa uygun değildi. Müziğin sesinden rahatsız olup olmadığımı soran şoföre, keyfine bak, dedim. Herkes keyfine bakmalı. Bugün önemli bir gün.

Taksi nihayet durduğunda, sakinleşmenin yolunu bulmuştum. Yaşamımın en önemli anlarından birine adım atmak üzereydim ve aptal bir heyecanın, bunun tadını çıkarmama engel olmasına izin verecek değildim. Kokumun ağır ve abartılı olması az sonra duyacaklarımın içeriğini değiştirmeyecekti. Apartmana girip, merdivenlere yöneldim. Törensel bir tırmanıştı ve çağrılı olduğum evin en üst katta oluşu, beni sevindiriyordu.

Zile dokunmama gerek kalmadan kapı açılıverdi. İçeri alındım. Salona yürüdük ve önünde saksı saksı menekşelerin bulunduğu pencerenin kenarındaki koltuklardan birine buyur edildim. O da karşıma geçip oturdu. Yüzüne, kırçıl saçlarına ve yaşlanmış tenine ve bunların aksine genç kalmış gözlerine baktım. Gülümsedi. O, her şeyin farkındayım, diyen gülümseyiş gözlerimi ondan uzaklaştırıp çiçeklere yöneltmeme neden oldu. Yanılmışım hepsi menekşe değilmiş, şu da unutma beni çiçeği, diye düşünürken, o konuşmaya başladı.

“Buraya o öyküyü dinlemek için çağrıldın,  aradığın o öyküyü.”derken sesi yaşlı bir kadın için oldukça genç çıkıyordu.
“Hazır mısın?”diye sordu,  bir an duraksadıktan sonra.  Hazır mıydım? Yılardır o öykünün peşinden koşup, onu bulmayı tuhaf bir tutku haline getirmiş ve şimdi onu içime almaya çok az zaman kalmışken, bu da soru muydu? Aslında bir soruydu elbette, ama can sıkıcı bir soruydu. Buraya gelirken böyle bir soruyla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Güçlü bir düş kırıklığının eşikte beklemekte olduğunu seziyordum. Hazır olma konusunda iyi değildim. Yaşamanın önüme çıkardığı pek çok fırtınaya hazırlıksız yakalanmış, rüzgârın sürüklediğine razı gelmeyi öğrenmiştim. Öykü hariç, bu öykü hariç.

“Cevabını bekliyorum…”diyen sesini duyduğumda, kafamı kaldırıp ona baktım. Ne kadar yaşlı görünüyor, diye düşündüm. Oysa gözleri, gözleri gördüğüm en genç gözlerdi. ”Evet?”diye üsteledi, sesinde belli belirsiz bir sabırsızlık seziliyordu. Buraya kadar gelmeyi başaran birinin, hazır olup olmadığı konusunda sessiz kalmasına anlam verememiş gibiydi ya da bu aslında onun için çok anlamlıydı. Bir an düşündüm, unutma beni çiçeğine baktım. Sonra bakışlarım ona döndü.


“Hayır, hazır değilim” diyen sesim, kalkıp kapıya yönelen bedenime eşlik etti.


Üçrenk Kırmızı

                                                                    Andre Gelpke