4 Aralık 2010 Cumartesi
ÇERÇEVE VE KAHVE
İbrahim çerçevesine bakınarak konuşmaya başladı:
Yıllardan mıdır bu yıllanmışlık yoksa yıllanmaktan mı? Canımı çekip toprakla helalleşsem bu bedenim toprağa sarınır mı acaba? Demin gördüğüm rüya, içimden çalıp sarhoş`a vermişti kalbimi. Kalbim elindeydi. Sonra senin elin değdi. Elinin değmesiyle sabah oldu uyandım rüyadan. Gelip oturdun yanıma. Bir sabah kahvesi vardı dudağında. Sabahın siniriyle sattım düşüncelerimi, pencerenin camına dayanan alacaklı kuşa .İlk defa geldiğimde geldiğini anlamayacak kadar görüştürmüştün kendini bana. Sonra o ünlü öpücüklerinden takıştırdın yakama
(O DA YAKIŞMASINI BİLEN BİR MENDİLDİR TAM CEBİME GÖRE.)
Çıktım evden yürüdüm. Karşıdan İbrahim geliyordu. Elinde cigarası hem fiyakalı bir mendil hem de gıcır bir gülücük takıştırmıştı üzerine. Üzerime geldi. Bir el işaretiyle başımı selamlayıp gitti. Arkasından baktım yine aynı şeyi yaptı. At arabasıyla yokuşa çıktı ve kayboldu. Yine aynı şeyi yaptım. Kahve dudaklımın yanına koşarak gittim.
(ASLINDA GÖZLERİ KAHVEDİR.)
Yürüdük biraz sonra kaldırımın kenarına oturup sahte saatleri yola attık içimizden. Hiç söyleyemediğimiz söyleyemeyeceğimiz şeyleri söyledik, gülüştük. Sonra yakamdaki öpücüğünü verdim kahveye. Birden yüzü de kahveleşti, aldı mendili çerçevemin üzerine örtüp dışarı çıktı.
Siyah
Van Gogh