19 Aralık 2012 Çarşamba

YERİN YEDİ KAT ALTINDA


BİR

'Bilim-kurgu hüsran türü'nde yaşıyorum hayatımı. 'Duygu pataklayıcı türün içimizden modası geçti. Zor bir sınavdı. Duygularınızı pataklamak için sizi başka servise yönlendireceğim. Lütfen hatta kalınız ya da kalmayınız. Biz sizi sonra ararız.

Aradıktan sonra birer kahve içer yerin altında 20 bin fersahı aşar, bunu 100 bine çıkartırız. Rekorumuzu bizi magmada bekleyen adamlar kaydetmez fersah denizde olur lan derler. Sonra başa alıp tekrar deneriz ama bizim açtığımız yoldan birileri girip bizden önce kırar rekoru. Küfredelim diye bakışırken bir sigara yakarız. 'Bu işler böyleymiş' diye bakışırız. 'Aslında rekor da saçma bir yerde' diye bakışırız. 'Dünyanın ne işine yarayacak bu, sonuçta hala kanserden ve AIDS’ten, açlıktan insanlar ölüyor. Hadi çıkalım' diye bakışırız. Çıkınca bakışmaya alışmış 'görüşürüz' diye bakışırız. Ellerimizi uzatmış tokuşturmuşuz gibi bakışırız. Sen sırtıma vurup 'haydi çavv' der gibi bakıyorsun. Ben içimden 'ha siktir' der gibi bakıyorum. Bakıyorum aval aval. Dünyanın yarısına böyle aval aval. Memuriyetime döner, birikmiş işleri halleder, ışıkları söndürür, çıkarım. Elimde iki ekmek zile basarım. Ekmeklerden birinin ucunu yemişim.

“Anne yoğurt kaldı mı?” 

İKİ

Her şeye rağmen yine de... diye başlayan cümleler. Yine de “oraya gitmek istiyorum” ya da “gelmek” diye devam edenlerinden bir tanesini duydum bir gün. Sokağa çıktığında iç sıkıntısını öyle bir hale getirmiş ki eve döndüğünde bir meyve sıkacağı görevini komutanlarından üstlenip evdeki her şeyi sıkmaya başlayacak denli hüsrana uğramış biri olarak başlıyorum... Bir Türk filmi biraz. Fantastik türde. Kara komedi gibi, kara fantastik. Türk yapımı.

“Biz her şeyi sikeriz” bestesini çıkarabilen son model parlak kunduralar eşliğinde Galatasaray’dan Karaköy'e inen amcalar, oraya varır varmaz sigaralarını belirlenmiş bir düzende yere atarak biz her şeyi sikeriz kunduralarıyla bir güzel ezdikten sonra, Ayhan Işık bakışlarıyla camii sokağından aralara dağıldılar. “Hacı hoca işleri bunlar” diyen iç sesimle, olay mahallinden uzaklaşmak isterken bir fikrin tam ortasında başta uyarı veren ardından içindekiler biten sigara paketime kızarak, küserek aslında olduğum yere çöktüm. Biz her şeyi sikeriz kuduralı amcanın biriyleyim. Bir ağacın dibinde sigara uzatıyor “alsam ayıp olmaz, neticede ikram..” diyerekten söz döner dolaşır, Ekrem'in uyuşturucu kaçakçılığına, kadın pazarlamasına, cinayete, adam yaralamaya, oto kaçakçılığına varan sicilinden ilk aşkı Müjgân’a gelir. Konuyu bir sonuca bağlayıp arananlar listesinin en üst sırasında yer almak istedim. “Abi, olur öyle hadi bana müsaade..” diyerek topukladım. Önce kayıplara karıştım çünkü annem bana saatlerdir ulaşmamıştı. Memuriyetimden hiç kimseyle karşılaşmamıştım. Kayıplardaydım. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Bir yokuşun köşesinde katil oluversem diye geçirirken içimden tüm dünyanın buna uygun koşulları hazırlaması için bir iki dakika düşündüğüm yerde son hareketimle, bir elim ve ayağım sanki yürüyormuşçasına öne atılmış bekledim. Bekleyişim bitince gökyüzüne hafif bir gülümsemeyle bakıp 'sen bu işi yaparsın tanrı' diyerek kurbanımı aramaya başladım. Kahve molasında kendimle karşılaştım.


ÜÇ

6.30 kalkış. Senin için düşüyorum. İngilizcesi “bekliyorum neredesin?” 7.00’ye yetişebilirsem otobüs 7.15. “Bebeğim her şey bitti artık kabullen, İngilizcesi yok bir şey bas git. 8.00. Masamın başındayım. Etrafa nazarım, yatağında uyumak isteyen adamın nazarı, İngilizcesi “başım boş.” İnsanlar doluşuyor. Beyler, işlerinizi halledeceğim, İngilizcesi “kalbimi yitirdim hükümsüzdür.” Kendimi İngiliz sömürgesi ilan ediyorum o dakika. Masamı da sandalyemi de… İngilizce olmayan hiçbir şeyi okumuyor, İngilizce söylenmeyen hiçbir şeye yanıt vermiyorum. “In English please.” Bu adamlardan kurtulmalıyım. “İngiliz konsolosluğu mu? Konsolos lütfen? Acil! Alo? Ben ve birkaç arkadaş kendimizi İngiliz sömürgesi ilan ettik. Lütfen gelip bizi alın. İstediğiniz her şeyi yaparım gerekirse çay getirip götürürüm. Ayakkabı boyacılığında deneyimliyim. Beni konsolosluğunuza alın. O bahçeli evlerinizden birinde yaşamak, sarışın çocuklar doğurmak istiyorum. Bence ben İngiliz kanı taşıyorum. O güzel alımlı kadınlarınızdan birtane alabilir miyim? Hayır Bayım. Dalga geçmiyorum. Ben sömürgenizim, beni kendinizle doldurun! Hazır olda bekliyorum! Dıt dıt! Alo? İşlerinizi halledeceğim beyler İngilizcesi  “lost myself control for you” canım.”


DÖRT

Söz ve müziği Renault’a ait bir korna eşliğinde Galata'dan iniyorum. Bu yokuştan defalarca indim, defalarca film çektim. Birinde on dalda ödüle aday olup beş Oscar kazandım. Ödüllere itimat etmediğimi belirtip geri çevirdim. En zor günlerimde 'o' kitapçıya girip kadınla delicesine konuşmak istedim. Kadın bir müşteriyle ilgilenirken bir kitap çalıp basıp çıktım. Kendimi o günlerden birinde gibi hissettim bugün. O kadın artık orada yoktu. Dükkânının yerine açılan dönercide bir yarım döner ısmarlayıp yedim. Sanki o kadın karşımda gibi işte onun bulunduğu, müşteriyle konuştuğu o noktada bir kasa ve yanında dönen etler. Ondan hiçbir iz yoktu. Ben zor günlerimde hep onu görmeye gelirdim. O hep oradadır diye, yatağımdan görmeye giderdim. Gider bir “hoş geldin” bakışıyla karşılaşırdım hep. Konuşmazdık çünkü sanki o biliyordu. Ben kitaplara değil de ona geliyordum. Beni anlayışla karşılıyordu. Ben, beni anlayışla karşılamasına memnun olur; uzun uzun dururdum, masasının başında hiçbir şey söylemeden. Bir müşteri gelir gelmez bir kitap çalar, basıp giderdim. Onu hep oradadır sandım yıllardır. Yıllardır oturduğum yerden ziyaret ettim. Oturduğum yerden çalacağım kitaba karar verdim.  O kitapları bir gün nasıl olsa geri veririm diye... Acaba ölmüş müdür? Umarım ülkeyi terk etmiş ve Fransız olmuştur.


BEŞ

“Mühim olan nedir?” diye sorarak üzerime atlayan hikâye kahramanıma “ben nereden bileyim evlat” diyecektim ki belki de “mühim olan hayatta çok şey bulmuş olmak değil, eksik olan şeyi bulmaktır” diye düşündüm. Düşündüğüm şeyi dile getirmedim. Hikâyemin 'çıt' yerinde duran hikâye kahramanım “abi” diyen bakışlarıyla uzaklaşırken ona Norah Jones'dan bir parça armağan ettim. Umarım dinlemiştir.



ALTI

Kim ne yapıyorsa yapsın, canı cehenneme kıvamında sigaramın kâğıdını kıvırdım. Şarkım duygularımı ben eve gelmeden önce belirlemek için ön hazırlığı yapmış, giriyor, hissi veriyor. Ağlayacak gibi oluyorum, tükürüğümü sigaramın kâğıdında kullanıyorum. Geçiyor. Benim için her şey bir an önce bitsin istedim hep. O sona ulaşayım ve aradan çıksın yaşanması muhtemel her şey. Bu yüzden her fırsatta “benim için her şey bitti” diye tutturdum. Bitmiyordu. Bir biten bir daha başlıyordu. Oysa ben hayata sırtımı dönmek, zevkleri tabağında bırakıp gitmek istemiştim. Neler oluyordu böyle? Hislerim şarkıya göre değişiyor. 2.50 saniyesinde aklım dağılıyor. “Aklını bir çocuğunkiyle değiştirmek için geç” diyor, “kaybettin çünkü. “ Sinirleniyorum geç olmasına. “Bu film böyle bitmez,” diyorum! “Bu film burada bitmez! Gününüzü göreceksiniz!..” Alıyorlar götürüyorlar beni. Ellerim kelepçeli, yolda polislere 'pişmanım' der gibi bakıyorum ama bir türlü ağzımdan dökülmüyor o kelimeler.
 

Havadar Mavi

                                                           Jean-Claude Sanchez