Siyah Eskisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyah Eskisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2017 Cumartesi

AH’ların GÖNÜL

                    Gittin sandım o yüzden gittim….

Sanmakla gitmek arasındaki satırlara yazıldı bizim hikayemiz.
Gitmenin karanlığında körebe oynadık seninle.
Ve bulamadık birbirimizi.
Kışın ortasında ah’ların yangınıyla bıraktın beni.
Ah! Ne büyük korku, ne büyük acı.
Ah! Ne büyük aşk.
Damaklarım kanıyor sustuklarımızdan.
Artık o sözler susmak için.
Varmazlar dilin çarptığı yere.
Yarım şaraplar değil içimizde kalan,
                           üzüm salkımlarının özü.
Tam da can göbeğimde.
Ahh! Aşk.
Her rengi gördüm sende.
Maviyi, yeşili ama en çok kırmızıyı.
Bildiklerimle doyurmadım aklımı.
Sonsuz kere açtım göğnümü,
Çocukluğunu unutma diye.
Gün dönmedi, dünya dönüyor buluşamadığımız ekseriyette.
Taşlar avucuma sığamayacak kadar büyük.
Pandora kendi çaresizliğinde.
Ahh! Aşk.
Heyecanım acıya sardı dallarını.
Yağız atların rüzgarına, ufkun tozuna.
Atların gözleri atar bizi uçurumlardan.
Eşkıyalar siler gecenin izlerini.
Aşk bir yaradır artık aramızda.
Özlemekse gönül borcu.
Ve yaşamak misafirliğin zenginliğine kaldı.
Ahh!
Bir cumartesi akşamı
Yine hasretle…

              
Siyah Eskisi




7 Ocak 2017 Cumartesi

KAÇIŞ

Aramızda kırılmış zamanın uzaklığı yatıyor 
Enine boyuna serilmiş yıllanmış bir halı gibi. 
Çırptıkça bitmeyen bir tozu var, düşlerimi tahriş ediyor. 
Gölgelerin suretleri hep karanlık, güneşli bir günde bile. 
Kayboluyorum acının kestiği yırtık teninde. 
Yalnızlığımla dans ediyorum bu gece. 
Gölgeleri izliyorum. 
Yalnızlığında bir gölgesi var, konuşmuyor sadece. 
İnsan yalnızlıktan sesini unutabilir. 
Böylece hayatın en iyi sırdaşı olur. 
Ruhun taşıdığı bedenin bütünlüğü bozulmuş. 
Anlamları kırık, cümleleri eksik. 
Noktası bile yok sonsuzluğuna sığınılacak. 
Gece gibi karanlık, acı gibi acı. 
Ölümsüzlüğü içen toprak gibi. 
Küflenmiş duvarların renkleri düşüyor yalnızlığın çatısına. 
Yara izlerin kanıyor bizim aramızda. 
Boğazından yuvarlanıp düşen kelimeler, 
Sessiz bir kaçışa zemin hazırlıyor. 
Her seferinde daha derine düşüyor yara izlerin. 
Şimdi yırtılan kapı ağızlarından gidiyorsun. 
Oysa gidişinde yakışmalıydı gelişine. 
Bazı yaraların kabukları soyulmuyor. 
Kalbimde bir makas aralığısın.

Siyah Eskisi




20 Ekim 2016 Perşembe

SERZENİŞ

Bitmedi işkencesi karanlık sessizliğin.
Hangi geçmişte kaldı sevda sözlerin.
Ayak izlerin hangi başlangıçta bitiyor.
Hangi şarkı şenlendirir yüreğimi, senin olmadığın yerde.
Kırılmaz mı bütün ezgiler, yağmur serinliğinde.
Acı taçlandırır gönlümü
                      Kırılır bütün kristaller…
Zavallı bir dilenci gibi beklemekteyim ağzının perçemine takılan sözleri.
O kadar susmuşsun ki, o kadar olur.
Terlemiş yalnızlık korkudan, yorgunluktan…
Benim susuzluğum, suskunluktan.
Gözlerini göremiyorum, değmiyor artık suretime.
Kirpiklerin çatal kayalarda eğleniyor, gözlerin manevra.
Aşkın nöbetini yağmurlarla tutuyorum artık.
Günler geçiyor, günler…
Dün bugünün, bugün yarının tarihi oluyor.
                                   Kara kaplı bir defter gibi…
Yetmiyor yaşamama artık bu nefesler.
Bu hayat nasıl geçer.
Benim bundan sonraki ömrüm sana benzer.
Gece, sessizlik ve sen…
Aşkın umutsuz okları batıyor kanıma.
Ben senin yağmurlarına gönüllüyüm.

Zaten bu şehir yağmurla örtüldü üstüme.

Siyah Eskisi



8 Eylül 2016 Perşembe

YOĞRUK SÖĞÜT

Sessizliğin çığlıkları sardı geceyi, kulaklar sağır.
Arkabahçede yağmur yağıyor, toprak çorak.
Suçiçeği açan ellerin dikenli teller sınırında.
Uzaklar uzak olmuş,acılar acı…
Beklemek bir depremden sonra nefes almayı.
Hissediyorum…
                               korku ecelin ayakkabısı.
ecel yalnızlığın sırdaşı.
Hadi ! giy ayakkabılarını gidelim.

Yalnız ölmek yalnız yaşamaktan daha kolay olmalı.

Siyah Eskisi

26 Şubat 2016 Cuma

ÇAĞLAR ÖNCESİNDE KIRMIZI

Kocaman dağınıklığın ortasına,
Adın Çağlar öncesinde yazılmıştı, kazınmıştı.
Müziğin içinde eriyen şarkı sözleri gibi.
Biri diğerini geçmiyordu.
Zamanı yoktu adının.
Her mevsimin başlangıcıydı.
Her şehir senin adınla yazılıyordu.
Bütün şehirler yalnız.
Içine sıkıştırdığın ikizin ara sıra tekme atıp ruhunu kışkırtıyordu.
Sanrılar görüp, sancılar çekiyordun.
Uyanıyordu gece.
Aşk yalnızlığa soyunuyordu.
Yağmur yağıyor, sen çiçeklere su veriyordun çingene mezarlığında,
                        ölüler baş gösteriyor.
Göğe uzanıyorum, yıldızlar kayıyor.
Dileğinin gerçek olmasını diliyorum, adını sayıklayarak.

Tanrı adından önce yoktu.

Seni konuşuyorum, seni susuyorum.
Coşkun bir nehir gibi geliyorum sana,
gün kızıllığında.
Adın dudaklarımı boyuyor.
Bütün şehirler kırmızı.

Kırmızı tek renk değildir.


Siyah Eskisi



31 Ağustos 2015 Pazartesi

KALP AĞILI

Susuyorsun yine
Gözlerini öyle fener alayına dikmiş, susuyorsun.
Aklının ucunda sallanan sözcükler,
Zaman hızlandıkça düşüyor birer birer.
Bir çocuk gibi, apansız.
Yaralı dizler gibi sızlıyor o zaman içim.

Hatırlar mısın?
Mavi bir gecede örmüştün saçlarımı.
Gece mavi, saçlarım siyah, ellerin beyazdı.
Kar yağmıştı sanki ellerine o gece.
Saçımdaki siyahı aldın akıttın içine.

Kirpiklerine tırmanıyorum durmadan.
Rüyan olamasamda, şahidin olayım istiyorum.
Içim rutubetleniyor.
Çiçekleri özlüyorum.
Ben seni tanımadan önce…
Aşka hep uzaktan baktım.
Görmedim menekşeyi, tanımadım moru.
Duyumsamadım böyle bir koku.
Bir göçebenin taşıdığı,
Ekilen ama biçilmeyen toprakların kokusu bu.
Çıplak dallarımla düştüm toprağına.
Senin derinin yaprakları,
                            kurumuş bir bedeni sarabilir.

Susuyorsun yine
Kutsanmış teninin içinde saklıyorsun nefesini.
Gözlerinde donuyor kelimeler.
Işte o zaman içimdeki ateş dans etmeye başlıyor.
Ritimlere uymadan…

Sevgilim…
Kalbimin çapağı.
Gözlerim dikilmiş geçtiğin yollara.
Donup kaldı bir kapı ağzında.
Hiç bir göz yaşı silemedi bu bekleyişi…

Düşürmedim seni kalbimden.
Göğsümde taşıdım.



Siyah Eskisi





7 Mayıs 2015 Perşembe

SIZINTI

Dondurulumuş anlar gibi bazı hallerimiz, gecenin sessizliğinde.
Ayın ışık saçan pervasızlığı, güneşin oklarını atıyor içimize.
Gözetleme kulesi gibi dikilmiş tepemize yıldızlar,
Dışarda kulak yalayan bir rüzgar.
Ellerimiz, ellerimiz geçmişin ayak izleri.
Bir yatak boyu volta atıyoruz,
Avlular gibi serilmiş bedenlerimiz.
Ağlama nöbetine tutulmuş bulutlar,
Çığlıkları şehri aydınlatıyor.
Döktüğü gökyaşları sekiyor kaldırımlarda.
Gece bir buğu gölüne dönüşüyor.
Göl büyüdükçe sertleşiyor karanlık.

Akbabalar hep karanlığa gelir zaten…

Bana uzak ülkeleri anlat.
Bilmediğim, görmediğim, gidemeyeceğim kadar uzak ülkeleri.
Kaybetmeliyim kendimi ve bulmamalıyım bir daha.
Yalnızlığı giyinmeli ve ölümü beklemeliyim dudaklarının arasında.

Ölüm varlığı kabullenmektir.

Bedenimi bir ağzın içine sığdırmışlar.
O açıldıkça görebiliyorum dünyayı.
Sivri kazıkları, örümcek ağlarını, bataklıkları geçemiyorum,
Çıkamıyorum oradan.
Korkuyorum, kalbim büyüyor.
Ağlıyorum, kalbim büyüyor.
Ölüyorum, kalbim büyüyor.
Ağız paramparça.

Siyah Eskisi






27 Aralık 2014 Cumartesi

ŞAŞI ZEMBEREK


Serçe titrekliğindeki ellerini uzattı
Bir nefes çekti sigarasından,
Buğulu dudakları aralandı.
Üfledi dumanı, kelimelerle birlikte.
Bir sigaralık cümleler kurardı.
Maviye bulanmıştı elleri
Ona sarılmak, gökyüzüne sarılmaktı.
Kuşlara, yıldızlara, bulutlara
ve aya 
ve güneşe…
Ona sarılmak, dünyaya sarılmaktı.
Bir çalar saat gibiydi gelmeleri,
Hep gitmeye kurulu.
Nabzında ayak sesleri.
Zemberek saatin koluysa, zehir zamandı.
Raslantılar ve zaman…
Biri kör, biri şaşı
Şaşı olan anlattı gördüklerini
Dünya tek bir noktada durur.
Hüzün sarmaşıklarının arasından bir ayyaş çıktı.
Kıtalar arkası bu coğrafyada 
Kıyamet dedi aşkımıza.
Hangi kahin, hangi falcı bilebilirdi…
Tütsülenmiş evlerde büyü yapılıyordu gizlice.
Cinnet mevsiminde ihtilaller gezinmekte.
Tutku bir kadeh şarabın içinde,
İlişmek gece yarısı karanfil kokulu tenine.

İçinde sese dönüşmeyen bir acı vardı.
Gizlice beslenmekte.
Bu bir sır, kimsenin bilmediği,
Volta atan bir avare.
Bizim sonumuz, telgraf tellerinde gerili,
Bir haber alıp götürür ebediyetimizi.

Aşk sözün ötesindedir.
Ezberlediğimiz bütün şiirler eksik.

Siyah Eskisi






12 Kasım 2014 Çarşamba

BİR DEPREMİN TARİHÇESİ


Anılar biriktiriyoruz kumbaramızda,
Seyyar sarıcılara bütünletiyoruz.
Bir avuç acı veriyor bize,
Yastık altında saklıyoruz
Zamanı geldiğinde çıkarıp harcıyoruz zor günlerin (an) ılarını…

Bir gün, belki yine bir cumartesi akşamı,
Dönüyoruz karanlık odamıza
                                       ne çok fotoğraf var
Ne çok cumartesi geçmiş üstümüzden.

Tırnakların hala yaralarımı kaşıyor.
Sesin yalnızlığımı ürpertiyor, içimdeki dev ,küçülüyor.

Bulutlar akıtıyor kederini
Topraktan sızan su bulanık.
Dudaklarımız yosunlu,
Hüzünlü kayalar gibi
                                derin, alıngan ve kaygan…

Gözlerimizden başka bir şeyimiz kalmamış
Dağınık çocuk bakışlarımızdan.
Marifet sanmışız çekip gitmelerimizi,
Bir fırtına soymuş derimizi,
Kemiklerimiz küf tutmuş.

Tanrı evrim bitmedi diyor!

Ağırlaşan gölgelerimiz bırakırken ruhun uğultularını
Anılar ağlıyor, acılar çiçek açıyor
Seyyar sarıcılar köşe başında.


Anıya anı anlatma çabasına son denir.

Siyah Eskisi


2 Ekim 2014 Perşembe

İNİLTİ


Acılardan gün çalarak yaşıyoruz
Yalnızız kendimize, birbirimize
Kara bir delik var hikayemizde
                                           ceplerimiz gibi
                                                 yutuyor ellerimizi.

Acının ölümcülk biçimleri var
                                göğü derinleştiren
kuşlar gömülür.

Ben bu gece bütün yaralarımı soydum
Bir unutana verdim düşlerimi.
Elleri göğe uzanmış bir heykeldim 
Dokunabildiğim tek şey yağmur taneleri
(…yüzünden sonra)

yüzün!

Yüzün yağmurun habercisidir
Bulutlar çöker yanaklarına 
Tenin kararır, gözlerin buğulanır,
terlersin 
ve 
toprak kokusu havalanır.

Koca bir şehrin meydanları boş
Yollarında hiç yürünmemiş
Ses yok ,inilti var.

Aşk asılmış bir uçurum kenarına
             yanağındaki gülümseme gibi 
                                             sallanıp durur 
o kocaman boşlukta.

Bekliyorum 
Ses yok,…
Ve geride bir hayat
Öylesine söylenmiş bir yalan gibi, nedensiz.
Gün ağarmakta!

Altın şafaklara yakut aşklar yakışırdı oysa.

Siyah Eskisi


15 Temmuz 2014 Salı

İÇİMDEKİ ESİR MEKTUP

     
Bırak bir omzun hep açıkta kalsın
Çekiştirme bluzunun yakasını
Bütün mahremiyetin, dağınıklığın, susturulmuş yalnızlığın
                                                 aksın omzunun gölgesinde.

Yadsıma dudaklarımın cesaretini
Bir yer bırak bana saçının tentesinde
O uçsuz boğaz köprüsünde gezineyim.

Mutluluğun acıya çalan köklerinden sıyrılalım
Bir düğün şarkısı çalayım sana,
Kuralım şenlik kemerlerini
Ve açalım artık sessizliğin perdesini.

Kuşku yok sakatlanmış ruhumda
Sabahın seherini karşılıyorum
Gökyüzü biraz dumanlı
Bir nefes çekiyorum, içimde tanyelleri.

Duvarlar boyunca gölgeler,
Gittikçe eskiyen bedenlerimizin yaşam kanıtı
Aksaklığımızın yansıması
Aynalardan daha gerçek.

Yelkenleri rüzgar tutmayan bir gemide seni düşünüyorum,
                                                     kokunu duyumsuyorum.
Koku görüntüye özdeştir, ter ve esrar gibi
Başım dönüyor.

Şarkılarım yetmiyor dudaklarını ıslatmaya
Bir bardak su koyuyorum başucuna
Sen yutkunamıyorsun
Düğümler benim boğazımda.


Devirli sayılar gibi yalnızlık… 

Siyah Eskisi


23 Ekim 2013 Çarşamba

BİR YERLERDE

Tavan, evet evet tavan.

Hani şu dört duvarın üstündeki şey.

Biraz pütürlü, dağınık ve yalnız,

Düşünceyle boyanan,

Baktıkça zamanı yok sayan.

Acının haklı sonsuzluğu gibi,

Jiletliyorum düşlerimi,

Çaresizlik bir anakonda gibi sarıyor bedenimi,

Nefesim elektrik tellerinde gerili,

Görüntü gelip gidiyor,

                             Akıt bana zehrini,

          Kutsuyorum çaresizliğimi,

                     Geceden kalma çizik zeytinlerini.

Karanlık geliyor sıska yalnızlığıyla.

Sessizliğinden tanıyorum onu.

Söylenmemiş, söylenmeye cesaret edilemeyen sözlerle,

Eksik yarım kalmış hikâyelerin tüm esrikliğiyle,

Acının verdiği gürültüyle geliyor,

Bir fırtınanın sessizliğiyle.

Ellerim bağlı bekliyorum.

Kayboluyorum,

Bildiğim en kör dehlizlerde.

Kan kokusu takılıyor peşime.

Eğilip ağzından öpüyorum.

Susuyor yalnızlık, kemikleşiyor,

Beklentiyle aynı yerde kırılıyor.

Gözlerim çatlak iki kiremit,

Sağanak yağmurlarda sızdırıyor ara sıra.

Uzuyor zaman, demleniyor hayat, rengini alıyor.

Bakışlar donuyor, gölgeler duruyor.

Gülümseme dudağındaki mühürlere takılı kalıyor

Uçurum gözümde değil, içimde büyüyor.

Bir çizik atıyorum yüreğime, sana değmiyor.

Dökülüyor tavan, yıldızlar düşüyor.

Gölgeler ışıkla oyun oynuyor.

Ellerim uzuyor, sonsuz uzuyor,

Ve sonra buruk teninin deltasında kayboluyor.

Hayat yanılsamadan ibaret tavanda.

Siyah Eskisi