kehribar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kehribar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2012 Perşembe

SON ÇIRPINIŞ SONRASI





 -Ve mutlak dinginlik-


Ve şimdi,


sonsuz çaresizlik yaratan dünyanın bütün sessizlikleri yüzüyordu gövdesinde,


dünyanın bütün sessizlikleri mutlak haliyle...


Öteden beri de değildi çağrışımların ötelenmesi...


Oysa,


duymak isteyenin eksilmezdi kulaklarından kanat sesleri...


--eşiksiz--




Kehribar 

                                                                       Kehribar

30 Mayıs 2012 Çarşamba

''OL'' AN, ''YOK'' ZAMAN



Eski dünyadayken de bu şarkıyı söylerdim. Koparıldığında kordon bağım, kovulmuştum cennetimden cinnetime,

Hep böyle olacağını sonradan öğrenecektim.

Kalbim daha güçlü değil o zamandan -Ve soluk aldıkça solmazdım mesela-

Bazı ölü balık bakmalarım ordan kalma ve nasıl alışırdım ki yeni dünyaya?

Oysa düşen göbeğimi kundağımda gizleyerek fısıldamıştı, şarkısıyla ilk günden beri kulaklarıma.

Bir gün, belki bir zaman kötü olabilecek bir şeyi fısıldıyordu üç kez.

sen ol! - sen ol! -sen ol!

diye...-üç kez-

sonra göğüslerinde gizledi bir muska gibi..." iki memesinin ortasında"

Ve gittikçe ona benzemek ürpertmiyordu artık, ki görmüştüm acılarını duyumsadığım şarkısıyla...

Koşardım

mezarlara basmamayı beceremeden,

koşardım, yakılmaktan kararmış topraktaki yanık yılan gövdelerini ezerek - boşluklarıma dolan külleriyle-

basardım...

bastığım herşeyi kanayan tabanımdan içime geçirerek,

Ve kelebek nakışlı ağ örerdim saçlarımla sonra, baykuş bakışlı çığlıkların takılacağı...

"ol" anından "yok" zamana yine de şarkımızı söylerdim...

Kehribar
                                                                         Kehribar

14 Mayıs 2012 Pazartesi

YİVLİ






Ketum dil'in küçük kalbi düşlerde bile küçük yaralanmazdı, Su düşleriydi en çok duyuran kendi hırıltısını...


"sanrı" dediler, değil dedim,


bilinirdi kimine düşlerin güzel dokunduğu... damarlardakinin hayata aktığı... ama...


ama henüz bir utanca sahip olamadan utanmak, tanrı kelamlarıyla öğretilmiş, küsmekten ölmüştü mimikler...


gözbebekleri ise kaygan... Neden bakıyorsun? diyen olmazdı hiç...


Utançsız utandırılmaktandı, biraz korkmaktan...


O kaygan bakış yakalansa anlaşılacaktı değen her bakışın yaşatmadığı. Annenin öğrettiği kuş öpücüklü gülüşü baba çalmıştı her yüzü avuçladığında...


yivli ifadeler...bilinmeyen,


bedenimde gezinen şeytanlarım anlatırdı en güzel güvercin hikayelerini...


Olsam olsam Cennet'te de bir diken olurdum...


Ve And olsun ki! Dans edeceksem; günahlarımla tepinerek olmalıydı...



Kehribar
                                                                     Kehribar